Aylık arşivler: Ağustos 2013

Solcu bir gazete, solculuktan önce “gazete” yapmalıdır…

Köşe yazısıyla, yorumlarla, ajans haberlerine küçük taklalar attırmakla, şöhret sahibi yazarları sayfalara taşımakla … alternatif gazetecilik yapılmaz… Alternatif gazetecilik, politik bir iştir ama solcu olmanız, bütün iyi holding gazetelerinin kendilerini uymak zorunda hissettiği bazı mesleki kuralları gözardı etmenizi gerektirmez. Misal, haberlerinizi güvenilir kaynaklara dayandırmanız, haberin bütün unsurlarına yer vermeniz (5n1k), güçlü haber kaynaklarına, tutarlı ve derinlikli bir editoryal çizgiye sahip olmanız gerekir… Bu kuralların tamamen burjuvaziye ait olduğunu ya da bizi illa ki profesyonalizm batağına saplayacağı da iddia edilemez.

Yıllar önce BirGün kurulurken çağrıldığımız toplantıda bunları ifade etmiştim, büyük sermayeye dayanmayan alternatif bir gazetenin sadece bedavaya çalışan gönüllü yazarlarla ve soldaki kurumların basın açıklamalarıyla idare edemeyeceğini, memleketin su gibi ekmek gibi habere/bilgiye ihtiyacı olduğunu, dolayısıyla eğer günlük gazetede ısrar edilecekse sıkı bir editoryal politika ile iyi ücret verilecek en az birkaç güçlü gazetecinin lazım geldiğini söylemiştim.

Sözlerim pek yerinde, pek doğru bulunmuştu ama bittabi somut koşullar galip geldi ve BirGün, çok genel ifade edeceğim iki nedenle alternatif olamadı: Çağdaş gazeteciliğin doğası ve Türk solunun öznel sorunları… Bu büyük iddiaları sonraki postalarda açmayı umuyorum, bugün ise, geçtiğimiz günlerde şöhretli bir gazetecinin editör koltuğuna oturduğu BirGün’deki değişim yanılsaması üzerine iki kelam edeceğim sadece.

Görebildiğim kadarıyla Birgün’de gazetecilik yapma biçimi bakımından bir değişim yok ama bugünkü Birgün’ün arka sayfasında “neşeli” bir foto-kolaj eşliğinde kocaman iddialar var: “Rüzgar döndü. Bize göre psikolojik üstünlük bizde … Biz artık ‘küçük’ kalmış büyük gazetelerle yarışarak ve bizim gibi hakikatin peşinde olan gazetelerle dayanışarak başka bir hedefe yelken açıyoruz”

ogunbugunO kadar iddialı  cümleler ki bunlar, sanırsınız elinizin altında Guardian’ın ya da Pais’in komünist olanını tutmaktasınız! Gazete sayfalarını karıştırdığınızda iddiaların ne denli yersiz olduğunu hemen görüyorsunuz. Toplam 12 sayfa, yani 3 yapraktan oluşan Pazar gazetesinde haberlerin tamamına hızla baktım. Çoğu imzasız ve 5n1k içermeyen, herhangi bir haber kaynağından yeni bir bilgi sunmayan, solun klasik basın açıklaması haberciliği örnekleri…

İçinde Birgün’e özgü ve habere benzeyen bir tanesine bakalım. BirGün’ün 15 Ağustos tarihli “Yatacak yeriniz yok” başlıklı manşetinin devamı niteliğindeki bu haber, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın tarihi Osmanlı mezarlarını yıktırarak kendisi için aile kabristanı yaptırması ile ilgiliydi. Bunun üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisinden CHP’li Hakkı Sağlam bilgi edinme başvurusu yapacağını ve konuyu meclis gündemine getireceğini söylemiş ve bu sözler, bugünkü gazetede (18.8.2013) takip haberi olmuş. Peki Sağlam bu sözleri nerede ve kime söylemiş? Bilmiyoruz. Daha önemli soru: Bu sözlerin bir haberdeğeri var mı? Bu metne haber denilir mi? Çok kısa bir habercilik deneyimim var ama akademik uğraşım bir yana, yılların gazete okuruyum, bu da bana bir haber üzerinde söz söyleme hakkı verir herhalde. Yok, burada haberdeğeri de haberin unsurları da yok.

18.8.2013 birgun.kapakjpgBaşsayfadaki tuhaflığa da bir şey söyleyip bu postayı kapatacağım. Yukarıdaki resimde görüyorsunuz, sayfanın tam ortasında güzel bir kadın resmi, bu resme eşlik eden ve eğitimli kadınların işgücü piyasasındaki dezavantajlı konumu üzerine bir “haber”. Güzel kadın resminin neden seçildiği üzerine anlaşamayabiliriz belki ama metnin haberdeğeri ile ilgili olarak ortaklaşma ihtimalimiz olduğunu düşünüyorum. Cinsiyete dayalı işbölümü ve eğitimli kadın işsizliği çok önemli bir konu ama gazetede bir manşete “haber” sıfatını kazandırabilecek şey sadece bu olamaz. Hele ki, DİSK Uzmanı Serkan Öngel’in Dünya Bankası 2011 verilerine (veriler 2012’ye bile ait değil)* göre kaleme aldığı bir yazının manşete çekilmesindeki mantığı anlamak mümkün değil. Bu, haberin evrensel tanımında içerilen en temel özelliklerine göre haber değil. Verilerin görece eski olması değil sadece bu metni haberden uzaklaştıran. Eski verilerle de güncel haber yapılabilirdi, eğer bu olguya ilişkin, diyelim yeni bir örgütlenme girişimi, verilerin ülkelere ya da meslek gruplarına göre karşılaştırıldığı, eğitimli işsiz kadın öznelerin de habere dahil edildiği, onlara söz hakkı verilen bir dosya olsaydı mesela…

Peki eğer durum bu ise, BirGün’ün arka sayfasını kaplayan bol görselli duyuru ne anlama geliyor? “Küçük” kalmış büyük gazetelerle bu kadar zayıf bir habercilik anlayışı ile savaşılabilir mi? BirGün’ün editoryal kadroları, Türkiye’de okurun BirGün’ü neden tercih edeceği, etmesi gerektiği sorusuna iyi bir yanıt verebilir mi?

———————————————————————————

* Serkan Öngel, Twitter’dan uyardı ve en güncel verileri kullandığını belirtti. Kendi adına haklı bir uyarı ama bu müdahale, benim vurgulamak istediğim meselenin özünü maalesef değiştirmiyor. Kendisine de yazdığım gibi günlük bir gazete için haber, en yalın haliyle, dün olan şeye ilişkin bir yazı türüdür. Tam da bu yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için, söz konusu haberin güncel bir gelişmeyle ilişkilendirilmesi bakımından problemli olduğunu anlatmaya çalıştım. Sözüm, Serkan Öngel’e değil, BirGün’ün editoryal kadrosunaydı…

Türkiye’de haberciliğin sefaleti…

Bugüne kadar bir kısmını değişik bağlamlarda yazdım ve bu başlık altında daha yazacağım çok şey var, ne yazık ki buna sefalet dışında bir ifade yakıştıramıyorum. Gezi olayları başladıktan sonra sosyal medyada sansür konusu daha da fazla gündem olmaya başladı. Ben de naçizane bu “sansür” olayının neden/nasıl gerçekleştiğini öğrenmek için birkaç girişimde bulundum Lakin ne zamanım ne de kaynaklarım bu bilgiyi temin etmek için yeterli olmadı. Bu iş için profesyonellerden bir şeyler gelir diye beklerken son iki günde iki ayrı haber yayımlandı. Biri anaakım Radikal’de Ezgi Başaran, diğeri alternatif BirGün’de Onur Erem imzalı haberler.

ezgi-facebookLakin ikisinde de haberin birincil kaynağıyla (facebook yönetimi) ilişki kurulmamış ve haber metni, sayfası kapatılanların ve diğerlerinin varsayım ve iddialarıyla gazetecinin görme biçimi  üzerine temellendirilmişti. Facebook’un kar amaçlı ve devletlerle, hükümetlerle, istihbarat birimleriyle ilişki halinde dev bir ticari kuruluş olduğunu biliyoruz. Ama bu ilişkinin niteliğini, son sansür olaylarındaki girişimlerini bilmeksizin (en azından facebook yetkililerine doğrudan hiçbirşey sormaksızın) bu türden haberler yapılabilir mi?

15.08.2013-birgun_detay

Haber, haber kaynağıyla bağlantılı ve meşruiyetini kaynağın birincil ve güvenilir olmasından alan bir pratik değil mi? “Ama facebook da güvenilir değil ki” demeyin, Başbakan da “güvenilir” değil ama, bir Hükümet düzenlemesi konusunda haberciler ona doğrudan soru sormaksızın haber yapamazlar. Bu bahiste de haberin merkezinde facebook’la ilgili iddialar var ve bu  kuruluşun yetkililerine soru yöneltmeden hakiki bir haber yapılabilir mi? Hadi anaakımı anladık, hakikatle uğraşmıyor, gerçek umurunda değil, ama kendisine alternatif diyenlerdeki bu özensizliği ne yapacağız?.. Bu soruları sormaya ve güzel bir yanıt aramaya devam edeceğiz…