solcular günlük gazete çıkarmak zorunda mı?..

Önceki yazımın üzerinden bir hayli zaman geçti. Halbuki haftada en az bir kısa bilgi/ tartışma notu sunmak niyetindeydim. İşler-güçlerle geçen bu uzun arada yazmaya başladığım post eskimedi ama hipetrofik bir hal aldı, yani şişti. O yüzden şimdilik, postun ilk kısmını buraya ekliyorum. Bu yazıda anlattığım meseleyi aydınlatmak üzere gazetecilik tarihinin nadide örneklerinden Watergate skandalına dair kalan kısmı daha sonra ilginize sunacağım

***

1851 yılından bu yana çıkan, hafta içi 2 milyona yakın tiraj rakamına ulaşan ve haber bölümünde bin küsur kişinin çalıştığı New York Times (NYT), dünyanın en etkili yayın organlarından biri, kapitalist dünyanın da gözbebeği. Aynı zamanda NYT, gazetecilik işini, sınırlarını açıkça belirttiği bir kurallar dizgesine uyarak yaptığı[1], okurla bu kurallar çerçevesinde sorumluluk ilişkisi kurduğu için “güvenilir” sıfatına bizdeki herhangi bir yayın organından çok daha fazla layık. Dolayısıyla NYT’yi, kapitalist bir işletme olarak “büyük günahlardan” sorumlu tutabiliriz ama en azından onun “küçük numaralar”la habercilik yapmadığını söyleyebiliriz.

Son günlerde geleneksel ve yeni medyada en çok tartışılan konulardan biri olan “Esat güçleri Şam’da kimyasal silah kullanarak yüzlerce kişiyi öldürdü” iddiasının geçerliliğini pek çok başka kaynaktan doğrulamaya çalışırken baktığım yerlerden biri bu yüzden NYT oldu. Söz konusu iddiayla ilgili olarak bu gazetede yayımlanan bir haberde şöyle deniliyor:

Ama videolara, tanıkların ve acildeki sağlık görevlilerinin ifadelerine rağmen kaç kişinin ve hangi sebeple öldürüldüğünü tam olarak söylemek mümkün değildi. İsyancılar hükümeti sorumlu tuttu, hükümet bunu inkâr etti ve Rusya Devlet Başkanı Beşşar Esad hükümetini töhmet altında bırakmak için bu saldırının onlar tarafından sahnelendiğini söyleyerek isyancıları suçladı.

nyt - syria-chemical
NYT, 21 Ağustos 2013: “Suriye’den ceset görüntüleri var ama kimyasal saldırının kanıtı yok”
rebel brutality nyt 5 sep 2013
NYT, 5 Eylül 2013: “Suriye’deki isyancıların vahşeti batıyı çıkmaza sokuyor”

Burada , gazetenin basitçe olayın ana aktörlerinin her birinin temel görüşünü sunma gayretini açıkça görüyoruz. Gazeteciliğin altın kurallarından biri de bu değil mi? Haberdeğeri taşıyan bir olayın temel bileşenlerinin hepsine yer vermek, soru sormak, bunları okura olabildiğince objektif biçimde sunmak. Denilebilir ki, NYT gibi bir gazetenin kimin çıkarlarına hizmet ettiği belli, neden onun yaptıklarını kutsal gazetecilik normları olarak kabul edelim? Anlatmaya çalışayım. Ülkemdeki gazeteciliğin sefaletini ortadan kaldırmanın bir yolu olarak, kitabına uygun gazetecilik yapmaya çalışan NYT, tarihsel -ve aktüel- olarak muarızınız olsa bile, yapıp ettiklerinde sizin de (temsil ettiğiniz, içinde yer aldığınız sosyal sınıfların, siyasi, kültürel, vb. toplulukların) tarihsel bir katkınızın olup olmadığını düşünmeniz gerekir. Çağdaş sosyal ve siyasal hakların ve kuralların tamamen egemenlerin bahşettiği şeyler olduğunu söyleyebilir miyiz? Örneğin, NYT’de çalışanların çoğunluğunu temsil eden bir sendikanın varlığını sadece kapitalizmin ihtiyaçlarıyla açıklayabilir miyiz? Bu kurumun titizlendiği temel habercilik kıstasları, en azından bir yüzyılın birikimini taşır ve bu tarih salt yönetenler, burjuvalar, kapitalistler, vb. tarihi olarak okunamaz. Okunamaz ve okunmamalıdır, tıpkı başkaları için olduğu gibi bütün çağdaş tarihsel olgularda çalışan sınıfların “izleri” mevcuttur, şu ya da bu biçimde; yani kıssadan söylemek gerekirse tarih, hakikaten de sınıf mücadeleleri tarihidir…

Bu bağlamda, herhangi bir solcu yayın organı habercilikle ilgili temel kıstasları dikkate almak ve yukarıdaki pasajda basit bir örneğini gördüğümüz gibi, haberdeğeri taşıyan bir konuyla ilişkili farklı aktörlerin, dolayısıyla farklı siyasal çıkar gruplarının iddialarını okura sunmak ve iddiaların gerçekle örtüşüp örtüşmediğini test etmekle mükelleftir.

Biliyoruz, mevcut koşullarda solcu bir yayın için her ikisi de çok zorlayıcıdır:

1) Haberleştirilecek olayla birinci dereceden ilişkili aktörlere doğrudan erişim sağlamak.

2) Bu aktörlerin iddialarını/ifadelerini veri kabul etmeyip “aslında ne oldu”, “bu ifadeler manipülatif bir çabayı mı yansıtıyor” gibi sorulara yanıt bulmak…

Çağdaş gazeteciliğin, bundan 100 küsur yıl önce kapitalizmin bağrında çiçek açmış mesleki kuralları (ör. haberin kaynak bağımlı bir söylem olması ve çağdaş habercilikte “güvenilir kaynağın” her zaman irili ufaklı güç/iktidar sahiplerinden oluşması, bu kaynaklara akreditasyon ve benzeri uygulamalarla “marjinal” sol muhabirlerin yaklaştırılmaması) ve elbette mevcut mülkiyet ilişkileri her ikisini de gerçekleştirmek konusunda solcu yayın organlarını “yapısal” sınırlılıklarla çok ağır bir mücadeleye zorlamakta. Eğer Türkiye’de gazetecilik yapıyorsanız bazı insanlar telefonunuza bile çıkmaz, bazı mekânlara sizin için özel uyarılar gönderilir vs. Dolayısıyla bir konuda haber yapmak için, konuyla ilgili kaynaklara erişimi kolay dev haber ajanslarına bağımlı kalırsınız. Konunun farklı taraflarını araştırmak için yerinde incelemeler yapmanız gerekebilir ve o yer mesela, Şam’ın doğusu olabilir, oysa diyelim siz Kadıköy’e bile dolmuş ya da vapurla gitmek zorundasınızdır…

Gerçekliğe dair bilgi demokratik toplumun temel gıdası ve onsuz neler olabilir sorusunun yanıtını her gün Türk medyasında (başka ülkelerin medyalarında da ve onların en iyilerinde de) görüyoruz. Gerçeğe ulaşma ve ona ulaşma olanakları sınırlı kitlelere gerçeği göstermek isteyen politik solun yayın organlarına New York Times ayarında gazete çıkarmalarını önerecek değilim. Ne de gerçeği aydınlatmakla ilgili söylediklerimden bir tür “olgu fetişizmini” kast ettiğim düşünülmesin. Bütün “olgulara” ulaşmaktan, “bütün taraflara mikrofon uzatmak”tan da söz etmiyorum. Gerçeğin bilgisine ulaşmanın mevcut koşullarda, çalışan sınıfların çıkarını korumak adına habercilik yapmaya çalışan solcular için ne denli zor olduğunu anlatmaya çalışıyorum…

“Gerçekte ne oldu” sorusunun nadiren sorulduğu bir medya kültüründe bu soruyu halk adına, emekçi sınıflar adına, onların çıkarları adına sormak ve “elimizde henüz yeterli kanıt yok “diyebilmek, bence devrimci bir tutumdur. O yüzden Birgün’deki, SoL’daki, Evrensel’deki, vb. haberleri eleştirmek zorundayız. O yüzden iyi bir donanımımız yoksa bazı konuları haber yapmaktan imtina etmeli, sabırla sormaya, aramaya, bazen beklemeye, gazeteciliğin, tarihsel olarak emek-yanlı kurallarına saygı göstermeye devam etmeliyiz. Habercilik salt, görüşlerimizi yayma uğraşı değildir, görüşlerimizi yaymayı da içeren bir çerçeveleme faaliyetidir ve ne yazık ki somut veriler, titiz incelemeler, kaynaklarla doğrudan ilişki, vb. olmaksızın yapılması imkânsızdır.

Eskiden televizyon için böyle düşünürdüm, şimdi günlük gazete için de benzer biçimde düşünmeye başladım: Günlük gazete çıkarmak vakumla emek ve sermaye yutan bir uğraş. Halka doğruları göstermek için illa ki günlük gazete çıkarmamız (ya da 24 saat radyo/tv yayını yapmamız) gerekiyor mu sorusunu yeniden sormak zorunda olduğumuzu düşünüyorum…


[1] Kuşkusuz bu konu çok daha geniş mülahazalar gerektiriyor. Sonraki postlarda ele almayı planlıyorum ama ayrıntılı malumat isterseniz şu adrese bakabilirsiniz: http://www.nytco.com/who-we-are/culture/standards-and-ethics/ 

Reklamlar

bir yorum yap

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s