Aylık arşivler: Aralık 2013

Yeni medyada eski şarap: Sansasyonel habercilik

1 Ekim’de birinci yılını dolduran ve yakın zamanda tirajını artıran soL Gazetesinin[1] 23 Kasım 2013 tarihli başsayfasında, benim de bir süredir üzerine yazmayı düşündüğüm bir konuda ilginç bir başlık vardı: “Okurlar gazetelerin internet sitelerindeki tuzak manşetlerden bıktı.” Yılların okuru olarak ben bu başlığı doğrulayan örneklerden biriyim. Dolayısıyla başlığı görünce hem bıkkın bir okur, hem de bir medya uzmanı olarak hemen haberin yer aldığı iç sayfayı açtım ve başladım okumaya. İç sayfanın başlığı, haber konusuna nazire yapmış: “Bu habere hak vereceksiniz”. Yakından bakalım… Haberde “şok şok haberciliği” haklı olarak eleştiriliyor. Ama haberi değerli kılabilecek, diyelim “okur tepkisi”ni ya da sansasyonelliğin yeni boyutlarını objektif olarak saptayan güncel bir veri de yer almıyordu. Yazının kapladığı alandan daha büyük bir fotoğraf eşliğinde sunulan metin, maalesef “haber” olamıyor. Anlayacağınız, ilginç haber başlığı ile beni tuzağa düşüren bu kez soL oluyor…

11.12.2013 tarihli soL gazetesi
Sansasyonel haberciliğin karakteristik özelliklerinden biri: Manşette haberin içeriğiyle ilgili tam bilgi sunmayan, çarpıcı kısa ifadeler…

Oysa böyle bir başlığın altına rahatlıkla (kıt kaynaklarla yaşamaya çalışan bir sol gazete olarak rahatlıkla) popüler medyanın karakteristiği olan sansasyonalizmin yeni biçimlerini verilere ve alanda çalışan güvenilir kaynaklara başvurarak aktaran bir analiz konulabilirdi ve bu iyi bir “bilimsel gazetecilik” örneği sayılabilirdi.  Bizim medya dünyamızda kanıtlara ve olgulara dayanmak neredeyse tamamen unutulmuştur ama alternatif habercilik iddiasındakiler de anaakım medyada yer alan haberlere sol jargonla takla attırmaktan öteye gidemiyorlar ne yazık ki. Daha önce de değişik vesilelerle yazdım; sadece soL’da değil, Evrensel’de, BirGün’de, Özgür Gündem’de[2] her gün anaakımın adeta tersinden tekrarlarını görüyoruz. Bu ülkede “soldan” yazanlar anaakımın standart kalıplarını sorgulamadıkça hakiki alternatif olamayacaklar, bu çok açık.

sensational headlines

Bu uzun girişten sonra şimdi, özetle, Türk medyasında pek rastlanmayan bu nesneye (“haber”) öykünen güncel örneklerden birine odaklanıp, sansasyonalizmin yeni medyada vardığı noktalara ışık tutmaya çalışacağım. Şu genel soruyla başlayayım: Türkiye’de haberciliğin sefaletini ortaya koymanın bir gereği var mı gerçekten? Dümdüz, malum-u ilam şekline değil ama biraz daha analitik bir biçimine ihtiyaç var. Zira bir yerlerden duyup inandığımız ve başkalarına da servis ettiğimiz pek çok gündelik enformasyonun kaynakları arasında Türk medyasının geniş bir alanı işgal ettiğini sanıyorum. Bazen bildiğimi sandığım basit bir verinin zihnime nereden yerleştiğini düşünürken, bunun genellikle Türk gazetelerinden hiç farkında olmadan edinilmiş apaçık bir safsata olduğunu fark edip –hala- şaşırıyorum…

Böylesi bir örneğe geçenlerde Twitter’da rastladım. Twitter 140 karakterine artık açık görsel malzemeyi eklediği için bu tür haberler genellikle sansasyonel bir başlık ve çarpıcı bir fotoğrafla servis ediliyor ve Twitter taraması sırasında gözünüzden kaçması imkânsız hale geliyor böylece. Şimdi bahsedeceğim haber öyle büyük siyasi meselelerle ilgili değil (Ama elbette siyasi). Başlık şu: “Türk fındığına yasak isteyen ülke!” Vay canına, hangi alçak ülke bizim gözbebeği ihraç malımızı yasaklamaya çalışıyor diye meraklanıp haberin linkine tıklıyorum, yani reklamdan etkileniyorum nihayetinde.

turk findigi-zaman-16.11.2013
Haber7 Twitter’ı neredeyse sadece bu tip safsatalar için kullanıyor…

İspanyollarmış… Türk çiftçisinin düşmanı, fındığımızı Avrupa’ya sokmamak için her türlü fitne fesadı etrafa yayan meşum halk İspanyollarmış meğer… Sansasyonelliğini, başka şeylerin yanı sıra banal bir milliyetçi dilden alan bu kısacık haberde 5n1k aramak nafile bir çaba ama biraz yakından bakınca “bu kadarına pes” dedirten tuhaflıklarla bezeli bir metinle karşılaşıyoruz. Mesela metni kaleme alan kişi (Doğan Haber Ajansı İspanya muhabiri Mehmet Çiftçi imiş), kısa bir araştırma neticesinde benim de gördüğüm gibi Finlandiyalı olan bir insanı (Pekka Pesonen) İspanyol gibi sunmuş rahat rahat.

Söz konusu metinden türetilen haber başlıkları Türkiye’nin bir nedenle haksızlığa uğradığını ima ediyor ama metindeki şu cümle, dünyaca kabul edilen klasik normlar açısından haberdeğeri taşıyor olsa gerek: “Bazı tarım zararlılarının yol açtığı aflatoksin maddesi, zehirli ve kanserojen bir madde olduğu için gıda ürünlerinde bulunmamasına dikkat ediliyor”. Yani talep edilen, Türk fındığının insan sağlığına zararlı bir madde içermesi nedeniyle daha sıkı kontrol edilmesi. Peki bu iddia gerçek ise, kamu sağlığı açısından kontrol edilmesi talebi doğal değil mi?

Haberin tamamen uydurma olup olmadığını anlamak üzere yaptığım basit taramada, COPA-COGECA adlı lobi grubunun[3] AB Komisyonuna gönderdiği bir uyarı mektubuna  ulaştım. Avrupalı ziraatçilerin kurduğu bu lobi grubu, Komisyonun yeni tasarısında yer alan ithalat kurallarını gevşetme önerisine karşı  Türk fındığının aflotoxin içermesi nedeniyle sıkı denetim kurallarına tabii tutulmasını, ithalat kurallarının gevşetilmemesini istiyor[4].

Buradaki mektubun içeriğine sadık olmadığı gibi fantastik uydurmalarla bezeli ve google taramasından anladığımız kadarıyla bir kez internete yerleştirildikten sonra kopyala-yapıştır yöntemiyle sonsuzca çoğaltılmış olan metinden türetilmiş bazı haberlerin başlıkları şöyle:

  • Türk fındığına yasak isteyen ülke! ZAMAN
  • İspanya’dan Avrupa Birliği’ne ‘Türk fındığı almayalım’ çağrısı RADİKAL
  • İspanyollar Türk fındığı alımının derhal durdurulmasını istedi HÜRRİYET
  • İspanyollar Türk fındığına yasak istedi! HABERTÜRK
  • İspanya’dan Türkiye’ye büyük şok! VATAN
  • İspanya’dan Türkiye’ye fındık ŞOKU! Peki fındık alımı neden durduruldu? HABERGAZETE.COM
  • İspanya fındıkta Haçlı Seferi başlattı PARAANALİZ.COM

Ispanya findikta hacli seferi baslatti - atilla yesiladaTürkiye’de haber, sansasyon, manipülasyon, dezenformasyon ve siyasi-iktisadi çıkarlara dayalı çirkin bir rekabetin en mühim kurbanı haline geleli çok oldu. Ama artık bunu değiştirmek için daha aktif, daha akıllı, daha yaratıcı, daha örgütlü, daha samimi, daha devrimci girişimler gerekiyor. Eğer ciddi bir siyasallaşma, siyasal toplum olmazsa bu bir ütopya olmaktan ileri gidemeyecek. Zira taşıma suyla değirmen dönmüyor. Dönmediğini, bu blogda birkaç yazıda eleştirdiğim sol yayıncılık örnekleri gösteriyor. Öte yandan, çalışan sınıflar olarak örgütlenmeden yaptıklarımızın yaygınlaşması ve etkili olması da mümkün değil. O yüzden, bu bahsi burada kesip, geçenlerde bir foto muhabirinin ağzından duyduğumda beni şaşırtan ve sevindiren mottoyu tekrarlayacağım: Gazetecilik yapmak politika yapmaktır[5].


[1] 2-8 Aralık haftasına ait verilere göre 13.507. Aynı hafta BirGün 10.578, Evrensel 7.760 tiraj rakamına ulaşmış.

[2] Daha sonra bu çok önemli konuda da yazacağım ama burada yeri gelmişken belirtmek istedim. Özgür Gündem’in en son gazetecilik hamlesi de bu sözünü ettiğim anaakım kalıplardan biri: Bol köşe yazarı istihdam etmek. Yeni yazarlarla gazetenin köşe yazarı sayısı 50’yi geçmiş durumda!.. http://www.ozgur-gundem.com/?module=yazarlar

[3] COPA (Committee of Professional Agricultural Organisations), 1958’de. COGECA (General Committee for Agricultural Cooperation in the European Union) 1959’da kurulmuş ve bu  ikisi 1962’de Avrupalı çiftçilerin haklarını korumak maksadıyla AB bünyesinde politika yapmak üzere birleşmişler… http://www.copa-cogeca.be/CogecaHistory.aspx

[4] “ We urge you to keep Turkish hazelnuts on the list of countries and products that are subject to stringent import requirements. We oppose the Commission’s proposal to diminish its effectiveness by introducing random import controls and low risk analysis since consignments of hazlenuts are still being intercepted at borders contaminated with aflatoxins. The Commission should not facilitate the import of fruit and vegetables from non-EU countries with flawed production standards” http://www.copa-cogeca.be/Download.ashx?ID=1134751&fmt=pdf

[5] http://t24.com.tr/haber/gazetecilik-yapmak-politika-yapmaktir/244517

* Bilmeyenler için, başlıkta “yeni şişede eski şarap” deyimine gönderme var. Bu deyim, aslında değişmeden kalan ama yeniymiş gibi sunulan kurum ya da kavramları eleştirmek için kullanılıyor.