Türkiye’de alternatif-muhalif gazeteciliğin bazı esaslı sorunları üzerine

“Belli bir iş modeli olan, demokratik değerlere bağlı, bağımsız bir yapı olarak kurumsallaşmış medya vazgeçilmezdir.”

Gülseren Adaklı yazdı.

Haberler, haber üretimiyle içli dışlı olanlara olmayanlardan daha çok şey ifade eden teknik ayrıntılarla dolu olsa bile, geniş bir kitleye ulaşabilmek için ikna edici bir şekilde sunulmalı. (…) mümkün mertebe iddialı bir gazetecilik olmalı – araştırmada iddialı, analizde iddialı, iktidar koltuğunda oturanlara meydan okumada iddialı. (…) mevcut koşullar altında, her zamankinden daha fazla iyi yazılmış, ilgi çekici ve iddialı bir gazeteciliğe ihtiyacımız var. (1)

Bu yazıda, medya sosyoloğu Michael Schudson’ın yukarıdaki uyarısını dikkate alarak, tarihin önümüze koyduğu gazetecilik mirasına ve bununla bağlantılı güncel bazı tartışmalara dikkat çekmek istiyorum. Ama esas olarak, bugün geldiğimiz noktada gazeteciliğin en azından 1960’lı yıllardan itibaren çağdaş değerlerle bütünleşen, demokrasi fikriyatı ile yoğrulmuş kurallarının güncel öneminden, Türkiye’de her türden tahakküme karşı daha iyi bir yaşamı savunan alternatif basın girişimlerinin bazı temel sorunlarından bahsedeceğim. Bunları sayarak başlayayım:

  1. Türkiye’de köşe yazarlığı müessesesi profesyonel gazeteciliğe büyük zarar vermekte, muhalif/alternatif haber kuruluşları burada da hâkim gazetecilik yapma tarzını tekrar etmektedir
  2. Profesyonel gazetecilik normları, muhalif/alternatif haber mecralarında ciddiye alınmamaktadır
  3. Muhalif/Alternatif haberciliğin detaylı ve kullanışlı bir elkitabı yoktur
  4. Okurların/Takipçilerin haber platformuyla sağlıklı bir ilişki kurabileceği kanallar neredeyse yoktur

Bu yılın Temmuz ayında muhafazakâr eğilimli Wall Street Journal’da çalışan üç yüze yakın gazeteci (2), yayıncı Almar Latour’a köşe yazılarındaki (opinions) olgusal hatalarla ilgili bir şikâyet mektubu gönderdi ve bu iç yazışma sızdırıldı. (3)

Gazeteciler ve Anayasanın Birinci Değişikliğine inananlar olarak (4), farklı bakışların yayılmasında köşe yazılarının (opinion page) değerini biliyoruz. Ancak köşe yazısının doğruluk kontrolünden ve şeffaflıktan yoksun olması, kanıt sunmaması, okuyucularımızın güvenini ve kaynaklarla güven ilişkimizi baltalıyor.

Mektup bu cümlelerle başlıyor ve hem personel hem de okurlar arasında büyük rahatsızlık yaratan çarpıcı örnekler sıralanıyordu. Şikâyet konusu olan yazılardan biri, korona virüsün ikinci dalgası olmayacağını iddia eden ABD Başkan yardımcısı Mike Pence’e aitti. Bu yazıdaki iddialar daha sonra tekzip edildi ama gazetenin yazı kurulu sorunların yapısal değil arızi olduğunu, kendilerinin “New York Times olmadığını” söyleyerek şikâyetleri reddetti. (5) Yine de benzer rahatsızlıklar, Amerikan haber medyasında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Nitekim 2018 tarihli bir araştırma, yorumun olgulara galebe çaldığından yakınıyor ve genel manzarayı şöyle adlandırıyor: Hakikat çürümesi.

Hakikat Çürümesini birbiriyle ilişkili dört eğilimden oluşan bir dizi olarak tanımlıyoruz: 1) Olguların ve olgularla verilerin analitik yorumlarına ilişkin giderek artan anlaşmazlıklar. 2) Olguyla yorum arasındaki çizginin bulanıklaşması 3) Yorumun ve kişisel deneyimin olgu karşısında göreli olarak artan ağırlığı ve nihai etkisi. 4. Eskiden saygı duyulan olgusal bilgi kaynaklarına olan güvenin azalması. (6)

Habercilik, yeterince nitelikli emek gücü ve para akıtılmadığında ya da haberciler emeklerinin karşılığını alamadığında ürün kalitesinin orantılı olarak düştüğü bir sektör. Türkiye gibi emek piyasasının son derece örgütsüz, haber piyasasının yine son derece siyasallaştığı bir ülkede “emekten yana” haber kuruluşlarında da durum çok farklı değil. Çoğu muhalif haber mecrası, muhabire yatırım yapmaktansa, bir kısmına telif dahi ödenmeyen şöhretli kalemlere bel bağlıyor.

Dünyada yeni yeni rahatsızlığı hissediliyor ama Türkiye medyası öteden beri, dünyada eşine rastlanmadık ölçüde fazla “köşe yazarı” istihdam eden bir sektör. Türkiye’de köşe yazarlığı olgusu, 12 Eylül darbesiyle somutlaşan neoliberal dönemin ayırt edici ucubelerinden biri. Bu yazıyı kaleme alırken bir kez daha saydım, eski yazarlardan vefat etmişlere, spordan magazine bütün isimleri. Hürriyet’in web sayfasında 220, Yeni Şafak’ta 225, Sabah’ta 129 isim yer alıyor. Bu yazarların hepsi bir hafta içinde boy göstermiyor ya da bir kısmı artık aktif yazar değil ama isimler oraya yerleştiriliyor. Zira bu listelerin bir amacı da ne kadar güçlü bir kadroya sahip olduğunu göstermek; Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da Hrant Dink’in yazarlar listesinde görünmesi itibar sağlıyor olmalı. Henüz AKP medyası olgusu ortaya çıkmamışken Türkiye’de köşe yazarlığı üzerine yapılmış şu yorum, bugünkü durumun da bir özeti:

Gazetelerde habercilik zayıftır ama tüm köşe yazarları, üzerlerine yeterince habercilik çalışması yapılmamış iç ve dış olaylar üzerine konuşur. Gerçekte köşe yazarlarının çoğu, üzerine konuştukları konuda okuyucularından çok daha bilgili değillerdir. Ama işleri (köşe yazarlığı) gereği, o konularda sunacak fikirleri mutlaka olmak durumundadır. Okuyucu ise, yıllardır havası kirli bir şehirde yaşayan bir vatandaşın o kirliliği hissetmemesi gibi, bu sorunları fark etmez. Yetersiz haberlerle doldurulmuş gazetede köşe yazarı yorumlarını okurken, bilgilendiğini, olan bitenden haberdar edildiğini zanneder. Köşe yazarının niyetlerinden bağımsız olarak bu algı yanılsaması, basının işlevine indirilmiş önemli bir darbedir. Ayrıca okuyucunun haber ve yoruma ilişkin bu karmaşası, köşe yazarına -eğer isterse, ki sık sık yaptıkları bir şeydir- okuyucusunu manipüle etmek için en temel koşulları sağlar. (7)

Ergun Aydınoğlu’nun hâkim medyaya bakarak yaptığı bu yorum bugün muhalif ya da alternatif medya için de geçerli, bu mecralar da çok sayıda ismi, aktif yazar olmasa da sayfalarında listeliyor. 25 Kasım 2020 tarihinde Birgün’ün internet sitesinde 128 isim saydım. Aynı tarihlerde yaptığım sayımlar, diğer gazete ve haber portallarında da benzer bir enflasyonu ortaya koydu. Bu haber mecraları esasen bu yazarların yorumlarıyla var oluyor, haberleriyle değil. Enformasyonel görünen yazılar dâhil, okura ihtiyacı olan enikonu güncel bilgiyi/haberi sunmuyor. Bu kuruluşlarda kaç muhabir çalıştığını ise bilmiyoruz, çünkü onların adları yazarlar sayfasında ya da başka bir bölmede listelenmiyor. (8) 13 Kasım 2020 günü Birgün ve Evrensel’in muhabir imzası olan haberleri saydım: 10’u bulmuyor.

Karşılaştırmak ya da yarıştırmak için değil elbette, sadece bir fikir edinmek için, dünyanın en önemli haber kurumlarından biri olan New York Times’ta kaç kişinin çalıştığına da baktım. İşyeri sendikasının verilerine göre 1.200 insan haber merkezinde haber üretmek üzere istihdam ediliyor. (9) Köşe yazarı (opinion) sekmesinde ise 19 yazar listelenmiş. (10) Profesyonel gazetecilik, bütün meşruiyetini hâlâ iyi haber üreterek sağlıyor, çok iyi köşe yazarlarını bünyesinde kattığı ya da bu yazarların sayısını artırdığı için değil.

Öte yandan, profesyonel gazetecilik bugün nesnellik ya da tarafsızlık etiğinin sorunsuzca savunulduğu eski “haber özgür, yorum kutsaldır” günlerinden çok daha zorlu bir süreçten geçiyor. Sahte haberlerin yoğun siyasi propaganda malzemesi olduğu günümüzde doğrunun ne olduğunu bulmak kadar onu gösterebilmek de büyük mesele. Bu durum bir yanıyla profesyonel gazeteciliğin önemine gölge düşürürken dava gazeteciliği ile karşı karşıya getirilmesi hatasına da yol açabilmektedir. Aslında sahte haber furyasının esas hedeflerinden biri de profesyonel gazetecilik normlarının, kurumlarının altını oyarak bir kuşku iklimi yaratmaktır.

Profesyonel gazetecilik, nesnellik sergileme biçimini değiştirmelidir. Kritik hamle, tarafsızlık olarak nesnellikten hakikat arayışı olarak nesnelliğe doğru olmalıdır. Yanlış eşdeğerliklerden (11) bu şekilde kaçınırsınız. Propagandadan geçilmeyen bir sistemde tarafsız olmak suç ortağı olmaktır. – Yochai Benkler (12)

Bugün gazeteci tarafsız olmak değil ama objektif olmak zorunda, örneğin küresel ısınma konusundaki inkarcı görüşleri meşru açıklamalar olarak sunmamalı. Objektifliği sağlamak, çok iyi düzenlenmiş veritabanları, geniş bir profesyonel haberci ağı, çeşitliliğin gözetildiği bir haber kaynağı portföyü ve ciddi finans kaynağı gerektiriyor. Bu koşullar; amacı, hedefi, kuralları belli profesyonel haber kuruluşlarıyla sağlanabiliyor, yani objektif ve hakikate bağlı bir gazetecilik belli bir kurumsallığı içermek durumunda. Nitekim gazeteci Kadri Gürsel, profesyonel gazeteciliğin yaşam alanı olarak “ana akımı” işaret ederek önemli bir tartışmayı ateşlediğinde sanırım bunu kast etmişti. Gürsel’in ArtıTV’deki programda sarf ettiği ve bir süre sol, sosyalist muhalif medya mensuplarının eleştirilerine hedef olan ifadesi şöyleydi: “Her ülkenin bağımsız, profesyonel ve namuslu gazetecilere ihtiyacı (olduğu görüşündeyim). Bu da (ancak) ana akımda olabilecek bir kalite, (bir ülke için).” (13) Ana akım haberciliğin karşısına aktivist gazeteciliğin çıkarıldığı bu tartışmada ciddi bir kavram kargaşası yaşandı ve iki taraf da tartışmadan tatmin olmuş şekilde ayrılamadı.

Tartışmanın içeriği, alternatif/muhalif girişimlerin kurumsal yapı ihtiyacını vurguladığı için Gürsel’in ana akımla neyi kast ettiğini özetle, kendi sözcükleriyle aktarmakta yarar görüyorum:

  1. Ana akımın mülkiyet ve sermaye yapısı siyasi hareketlerden, siyasi partilerden, örgütlerden, iktidardan ve devletten bağımsız olmak zorundadır.
  2. Ana akımın mülkiyet ve sermaye yapısından hareketle teşekkül eden idaresi, organik bir bağımsızlığı da haiz olmalıdır.
  3. Bir medya mecrasını ana akımdan sayabilmemiz için orada editoryal bağımsızlığın olması gerekir.
  4. Medyanın evrensel etik ilke ve standartlarına saygı göstermeli, bu hususta denetim sağlamalı ve hesap verebilir olmalıdır.
  5. Ana akım medya bağımsız olmak zorundadır ama tarafsız olmakla mükellef değildir. Varlık koşulu olan demokrasi, basın özgürlüğü ve çoğulculuktan yana taraf olmalıdır.

Terminolojik olarak bu listenin “ana akım” gazeteciliğe uyup uymadığı tartışılır ama iyi gazetecilik üzerine düşünenlerin de burada sayılanlara fazla itiraz etmeyeceği söylenebilir. Peki, bunlar herhangi bir politik coğrafyada mümkün müdür? Türkiye tarihinde hiç görülmüş müdür? Bence, Kadri Gürsel’in sıraladığı ve savunduğu kurallar ve niteliklere bir bütün olarak sahip “ana akım” mümkün olabilir, Türkiye basın tarihinde bu nitelikleri bir bütün olarak haiz örnekler bulmak ise zordur.

Doğru dürüst yapılacak bir gazeteciliğin vakumla para çeken, yaratıcı emek gücüyle ve kolektif olarak kotarılan bir iş olduğunu anımsadığımızda, kapitalist bir piyasa sisteminde bağımsızlığın anlamını da ister istemez sorgulayacağız. Ama bunu yaparken, 1) Türkiye ile Batılı kalıpları büyük ölçüde ayrı değerlendirmeliyiz, 2) Gazetecilerin özünde işçi olduğunu ve işçinin tanım gereği kapitaliste çalıştığını unutmamalıyız. 3) Her türlü iletişim etkinliğinin bağlamsal (contextual) olduğunu hatırda tutmalıyız. Dolayısıyla “bağımsızlık” basit biçimde kendi hesabına çalışmak anlamına geldiği ölçüde kurumsallıktan ve iyi gazetecilikten uzaklaşmak anlamına da gelebilecek, ki muhalif/alternatif haber mecraların durumu biraz böyle… (14)

Muhalif/Alternatif iddialarla yayın yapmaya çalışan haber mecralarının en önemli sorunlarından biri, bu çelişkileri bildik sol-sosyalist formül ya da araçlarla çözdüğünü düşünmesi. Ancak Türkiye’de mevcut alternatif iddialı sol girişimler en iyi bildiklerini düşündükleri medyada sahiplik meselesi üzerine tutarlı bir formül yaratamamışlardır. Emeğin özlük haklarını gözeten modern ve devrimci bir iş modeli de yoktur. Bu çelişkileri doğru biçimde kavrayabilmek elbette her zaman kolay olmuyor, gazeteciliğin bu sistem içinde sorunsuz biçimde tarafsız ya da hesap verebilir olması da kolay değil. Ama bu işlerin kolay olacağını kim söylemişti ki zaten?

Michael Schudson, hesap verebilir bir gazetecinin uymak zorunda olduğu 2 temel kural sayıyor:

…önce gerçeği koyun. Sorumlu gazeteciler sahte, abartılı veya yozlaşmış haber üretmemeyi öğrenirler. Gerçekliği ideolojik tutarlılığa veya politik savunuculuğa tabi kılmazlar. Reklamverenlerin ya da yayıncının ticari çıkarlarına ve hatta izleyicilerin zevklerine teslim olmazlar. Haber merkezindeki fikir birliği, kendi gözlemleriyle çatışırsa, meslektaşlarına boyun eğmemeleri de gerekir. (…) Gazeteciler için ikinci bir kural, göründüğünden çok daha karmaşıktır: hikâyeyi takip edin. Hikâyeyi takip edin; bir dileği takip etmeyin, bir çizgiye bağlı kalmayın, bir modaya boyun eğmeyin, kalabalığa uymayın. Hikâyeyi takip edin. Hikâyeyi takip etmek, hikâyenin nereye gideceğini tahmin edemeyeceğiniz ve tahmin etmemeniz gerektiği anlamına gelir. Siyasi, partizan, ideolojik önyargılar veya bağlılıklar, insanın sevdiği kişileri, partileri ve davaları olumsuz gösteren “uygunsuz gerçeklere” (15) ve olgulara açılacak yolu kapatırsa, o kişi, hakikate olan bağlılığını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.

Hiçbir gazeteci tek başına iyi ya da kötü iş yapmaz, kolektif bir yapının içerisinde, onunla birlikte hareket eder. (16) Sosyal bir yapı –mesela kapitalizm, mesela gazetecilik- sadece sınırlandırarak yapı özelliğini sürdüremez, belli hareketlere izin veren de bir şeydir yapı. Gazeteciliğin içinde hareket ettiği yapıların, sınırlandırıcı özelliklerinin yanı sıra neye ne kadar izin verdiğine de bakmak gerekir. Gürsel’in tartışma boyunca altını çizmeye çalıştığı şey, belli bir iş modeli olan, demokratik değerlere bağlı, bağımsız bir kurumsal yapı olarak ana akım medyanın vazgeçilmezliğiydi ve bence genel anlamıyla çok da haklıydı. Bugün karşımıza iyi gazeteci olarak çıkan pek çok ismin Cumhuriyet Gazetesinde yetişmiş olması bir tesadüf değil o yüzden. Bir haber merkezinde gün boyunca üretim sürecini gözlediğimizde, yapının/kurumun hangi avantajlarıyla iyi gazeteciliğe kapı araladığını da görmemiz mümkün. Cumhuriyet de Milliyet de Hürriyet de bir bütün olarak profesyonel gazeteciliğin şahikası olarak nitelendirilemez ama aranacak yerler yine bu görece geniş ve donanımlı yapılardır.

Her türde (klasik, hesap veren gazetecilikte de dava gazeteciliğinde de), belli koşullarla iyi habercilik yapmak mümkün. Sanırım en kritik konulardan biri, habercinin de okurun/takipçinin de dönüp bakabileceği ayrıntılı ve kullanışlı/işlevsel bir elkitabının olması ve eleştirinin/özeleştirinin kişisel sataşma ya da başka hesapların görüldüğü bir kör döğüşü olmaksızın gazetecilik kültürünün yapıtaşı haline getirilmesi. Var mı böyle elkitapları ve temayül?

Klasik ilkeler anlamında çoğu muhalif yayın platformunu (Sendika.org, SoL, Evrensel, Artı Gerçek, vb.) belki dava (advocacy) (17) gazeteciliği kategorisine yerleştirebiliriz, klasik anlamda tarafsızlık ilkesine uymak zorunda kalmayabilirler (doğruluk ve nesnellik baki kalacaktır yine de, kalmalıdır en azından). Ama o zaman da şöyle bir soru çıkar: peki neyi dava ediyorlar? Dava ettikleri şey ne ölçüde meşru kabul edilebilir? Dava etmenin kuralları neler? Okur bu davaya hangi yollarla/araçlarla katılacak? vb. Bu sorulara yanıt üretmeyen, temel kurallarını yazıp ilan etmeyen ya da ilan etse de uygulamayan bir çağdaş gazetecilik olabilir mi? Alternatif/Muhalif haber platformlarının önemli sorunu, bu soruları sorsa bile uygun yanıtlar vermemesi, uygun yanıtlar ürettiğinde uygulayamaması.

Bir burjuva demokrasisinde toplum kurallarının anayasası olur. Anayasada vatandaşların eşitliğinden söz edilir ama fiiliyatta eşitlik falan yoktur-. Bunu bilseler de yurttaşlar anayasaya başvurmaktan vazgeçmezler, daha iyi bir anayasa için mevcut anayasayı kullanmaları gerekir. Gazetecilikte de iyi yazılmış bir anayasa, lafzına ve ruhuna ne denli uygun kullanıldığından görece bağımsız olarak vazgeçilmez bir metin olmalıdır.

Lakin habercinin olaylara nasıl yaklaşacağı, hangi ilkeler ve kurallarla çalışacağı da alternatif mecralarda açık, detaylı, kesin bir dille kendisine yer bulamıyor. Tahmin ettiğim şeyi doğrulamak için muhalif haber mecralarının internet sayfalarının en alt kısımlarında yayın ilkeleri, haber yazım kılavuzu gibi bağlantılar aradım. Bazısında bunları anıştıran bir cümleye bile rastlamadım.

Mesele elbette lafzın uygulamayla bütünleşmesi. Muhabirlerinize en iyi imkânları sunduğunuzu, işyeri temsilcileri ile sürekli irtibat kurduğunuzu, toplu sözleşme şartlarını yerine getirdiğinizi, işyerinde yaşanan taciz vakasına karşı en titiz soruşturmayı yürüttüğünüzü, genç muhabirlere mesleği öğretmek üzere uygulamalı seminerler düzenlediğinizi, genç ve hevesli muhabir adaylarını üç kuruşa sömürmediğinizi, vb. iddia edebilirsiniz. Gerçeği orada bulunanlar bilir ama konuşmazlar, ellerindeki işi kaybetmek istemedikleri gibi, dışarda daha iyi bir alternatif olmadığını da bilirler çünkü. (18) Haberin mutfağında enikonu modern bir iş ilişkisi kurmayan bir alternatif/muhalif olabileceğini hiç sanmıyorum. Ekonomik/finansal imkânsızlıklar, ceberut devletin ve uzantılarının yarattığı sorunlar, gizlilik gerektiren işler, vb. gibi faktörler, içeriden kısmen de olsa yansıyan sorunların objektif sınırlarını çiziyor ve çokça sözü ediliyor ama çalışanların söz sahibi olduğu bir işyeri hukukunun hayata geçmemesinde öznel faktörlerden neredeyse hiç bahsedilmiyor. (19)

Dünyada yüz küsur yıldır gayet kapitalist ama siyasi doğruculuktan vazgeçmeyen saygın liberal haber kurumları var ve gazetecilik kültürü, o kurumlarda çalışanları ve okurları kapsayacak şekilde üretiliyor. Beğenelim ya da beğenmeyelim, bir haber kurumu, üst düzey bir bürokratla sabah kahvaltısında görüşme yapacak muhabirine “sadece bir fincan kahve ve bir çörek” ölçüsü sunuyorsa bu önemlidir. (20) Dünyanın en profesyonel haber kurumlarından Reuters’in 10 temel kuralı, söz konusu detaylara giriş niteliğinde:

  1. Doğruluktan asla ödün vermeyin
  2. Her zaman bir hatayı açıkça düzeltin
  3. Daima denge ve önyargıdan kurtulmak için çabalayın
  4. Bir çıkar çatışması olduğunda her zaman bir yöneticiye açıklayın
  5. Ayrıcalıklı bilgilere her zaman önem verin
  6. Kaynaklarınızı daima iktidardan koruyun
  7. Fikirlerinizi haberde belirtmekten daima kaçının
  8. Asla uydurmayın veya intihal yapmayın
  9. Hareketsiz veya hareketli bir görüntüyü asla normal görüntü iyileştirme tekniklerinin ötesinde değiştirmeyin
  10. Bir haber için asla ödeme yapmayın ve rüşvet kabul etmeyin (21)

Reuters’in etkileşimli elkitabında bu temel ilkelerin yanı sıra tarafsızlığın nasıl garanti altına alınacağından haberde yeğlenmesi gereken sözcüklere, taciz iddialarından görsel materyal düzenlemesine kadar bir habercinin karşı karşıya kalabileceği yüzlerce konuda aydınlatıcı, yol gösterici, işlevsel açıklamalar mevcut. Sahadaki gazetecinin kritik anlarda tek başına çözmek zorunda kalmadan, kendini olası saldırılara karşı koruyabileceği bir tür yasal çerçeve sunuyor. Bu kurallar bireysel bir tercih yapmanın zorluğundan büyük ölçüde kurtarıyor ama elbette tamamen değil ve sanırım Reuters muhabirlerine bir sorsak bin ah işitiriz. Ama önemli olan, yazılı bir anayasaya sahipler, o anayasayı mümkün kılan koşullara da. Türkiye pek çok bakımdan bir İngiltere ya da Almanya değil evet ama daha baştan bu tarihsel yarılma, elimizden gelenin “en iyisini” yapmamamız için mazeret olarak kabul edilebilir mi?

Reuters gibi köklü haber kuruluşları, çalışanlarına olduğu kadar, kullanıcılarına ya da okurlarına karşı da sorumluluk bilinci ile hareket ederler. Yayımlanan ya da dağıtıma verilen haber içeriklerine ilişkin şikâyet ve önerileri dikkate alır ve sorunu çözmeye çalışır. (22) Bunun için de bir rehberi vardır ve her rehber gibi, kusurlu ve eksiktir. Bence bu tür rehberlerin esas kusuru, okurun aktif katılımına açık olmaması, sadece bir şikâyet mercii olarak kuruluşun kendini düzeltmesine yardımcı olmasıdır. Dolayısıyla bir gazetecilik girişiminin okurla kuracağı karşılıklı güvene dayalı, üretken bir ilişki onu pekâlâ alternatif olmaya yaklaştırabilir. AKP medyasına kadar hâkim medya gruplarında okur, salt bir reklam konusu olarak tepkileri ölçülen soyut bir kategoriydi, Cumhuriyet okuru gibi nadir örnekler dışında haber merkezleri, haber içerikleri konusunda okura söz hakkı tanımazlardı. Haberlerin yoruma açılması, izleyici mektuplarının yayınlanması, hatta izleyici bloglarına yer verilmesi gibi uygulamalar, okurun gazete üzerinde denetim işlevi gördüğü seviyelere hiçbir zaman ulaşmadı. AKP medyası ve sosyal medya etkileşiminin artmasıyla birlikte daha önce reklam için ölçü birimi olan okur, siyasal programın hayata geçirilmesi için kullanılan neredeyse bir aparata dönüştü. Bütün bu gelişmeler yaşanırken her sene kuruluş yıldönümlerini kutlayan alternatif/muhalif haber platformları, hâkim medyayı takip etmeye devam ettiler; okurlarını daha iyi tanımak, yeni ve farklı sosyal ya da politik kesimlerden okur kazanmak, okuru üretime dâhil etmek için aktif bir çabaya girişmediler ne yazık ki.

Bütün olumsuzluklara rağmen profesyonel, hesap verebilir bir gazeteciliği, Türkiye’de bugüne kadar hiç yapılmamış bir gazeteciliği inşa etme şansı var. Her zaman vardı ama bugün, çokça üzerinde durulduğu gibi teknolojik olanaklar sayesinde değil, kavrayış ve iş yapma tarzı olarak gelişkin bir literatür ve deneyim var. Bütün toplumsal dönüşümlerin gerisinde büyük çatışmalardan önce küçük, ele dile gelmez, pek çoğu resmi tarihçilerin ilgisine mazhar bile olmamış ama sağlam iç tartışmalar ve küçük kavgalar yok mudur? Bana göre bu küçük kavgalardan biri, gürültüsüz patırtısız, bir davadan ziyade bir hikâyenin peşinde koşarak, gazetecilik alanında, iktidardan önce gazetecilerin kendi dünyalarında yarattığı ya da yeniden ürettiği bariyerlere karşı verilmelidir…


1 Michael Schudson. 2020. Journalism (Why It Matters). Polity. Kindle sürümü. s. 6.

2 Rupert Murdoch’a ait medya imparatorluğunun prestijli bir parçası olan gazetenin toplam çalışan sayısı yaklaşık 7.000. https://www.owler.com/company/wsj. Bu sayının kaç haberciyi kapsadığı, açık kaynaklarda yer almıyor. Ağustos 2019 itibarı ile günlük tirajı 2.834.000. https://www.sec.gov/Archives/edgar/data/1564708/000119312519219463/d741099d10k.htm

3 Sızıntının ardından gazetenin kendisi de olayı haberleştirdi: J. A. Trachtenberg. 2020. WSJ Journalists ask publisher for clearer distinction between news and opinion content. Wall Street Journal. 21 Temmuz. https://www.wsj.com/articles/wsj-journalists-ask-publisher-for-clearer-distinction-between-news-and-opinion-content-11595349198 (erişim: 12.12.2020). WSJ.com’da yayımlanan yazılar ücretli olduğundan, orijinal kaynağı okumam mümkün olmadı. Ancak konu o kadar çok tartışıldı ve alıntılandı ki, bunun eksikliğini hissetmedim.

4 First Amendment: 1791 tarihinde Amerikan Anayasasında yapılan ilk değişiklik maddesi; basın özgürlüğünü bir negatif özgürlük olarak güvence altına almaktadır. https://constitution.congress.gov/constitution/amendment-1/ (erişim: 15 Aralık 2020)

5 Edward Moreno. 2018. WSJ editorial board calls employee concerns about opinion page ‘cancel culture’. The Hill. 24 Temmuz. https://thehill.com/homenews/media/508870-wsj-editorial-board-calls-employee-concerns-about-opinion-page-cancel-culture. WSJ’de, görüş sayfası editörü Paul Gigot dâhil 24 köşe yazarı bulunuyor ve mektupta verilen örnekler bu yazarlara ait değil. https://opinion.wsj.com/ (erişim: 16 Aralık 2020).

6 Jennifer Kavanagh ve Michael D. Rich. 2019. Truth Decay: An Initial Exploration of the Diminishing Role of Facts and Analysis in American Public Life (Kindle Locations 133-138). RAND Corporation. Raporu değerlendiren bir yazı için bkz. Laura Hazard Owen. 2019. U.S. journalism really has become more subjective and personal — at least some of it. NiemanLab. https://www.niemanlab.org/2019/05/u-s-journalism-really-has-become-more-subjective-and-personal-at-least-some-of-it/ 

7 Ergun Aydınoğlu. 2004. Köşelerde çok kötü şeyler oluyor!. 28 Eylül. Bianet. https://bianet.org/bianet/medya/43983-koselerde-cok-kotu-seyler-oluyor. (erişim: 17 Aralık 2020).

8 Duvar ve Medyascope çalışanların adlarını künye kısmında bildiriyor ama bu isimlerin düzenli muhabir olup olmadıklarını bilmiyoruz.

9 https://twitter.com/NYTimesGuild (erişim: 9 Aralık 2020). Gazetenin dijitalleşme hamlesinin başladığı 2016 yılında personel sayısı 1.300 olarak açıklanmıştı. Katie Rogers. 2016. New York Times Co. to Offer Buyouts to Employees. New York Times. https://www.nytimes.com/2016/05/26/business/media/new-york-times-co-to-offer-buyouts-to-employees.html 25 Mayıs. (erişim: 9 Aralık 2020). 

10 Yeni Şafak yazarı Şemsi Yücel’in 2003 tarihinde yaptığı sayımın sonuçları şöyleydi: Cumhuriyet: 42, Akşam: 33, Radikal: 31, Milliyet: 28, Hürriyet: 22, Sabah: 19 (Yücel, 17 Haziran 2003). Bkz. G. Adaklı. 2006. Türkiye’de medya endüstrisi. Neoliberalizm çağında mülkiyet ve kontrol. Ütopya. Ankara.

11 Yazar burada, sağ tarafından “aktivist” olarak yaftalanmaktan kaçınan merkez soldaki gazetecilerin tarafsız görünmek adına “bütün görüşlere” yer vermeye çalışmalarının beyhudeliğinden söz ediyor. İfade, içinde yer aldığı uzun yazının bağlamı olmaksızın Türkçede anlaşılmaz hale geldiği için bu dipnotu ekleme gereği duydum. 

12 İsrailli-Amerikalı yazar Yochai Benkler’in, kendisini radikal sağa karşı sürekli açıklama yaparken bulan sol eğilimli gazetecilere tavsiyesi. Aktaran: Michael Blanding. 2020. Where does journalism end and activism begin?. Nieman Reports. https://niemanreports.org/articles/where-does-journalism-end-and-activism-begin/. (erişim: 15 Aralık 2020)

13 Kadri Gürsel. 2018. Ana Akım Medyanız Nasıl Olsun?. Birikim. 27 Kasım. https://birikimdergisi.com/haftalik/9226/ana-akim-medyaniz-nasil-olsun (erişim tarihi: 14 Aralık 2020)

14 Eskiden öğrencilerime Radikal’dense Hürriyet’i takip etmelerini salık verirdim. Nedeni, bu gazetenin bazı geleneksel refleksleri bünyesinde yaşatması, özetle, diğerlerine göre daha güvenilir olmasıydı. Hürriyet eğer gerekiyorsa “büyük yalan” söylerdi, bütün olumsuz özelliklerine rağmen orada iyi gazeteciler çalışırdı ve kontrol etmeksizin bir haber yayına konulmazdı. Bu gazeteyi tavsiye etmemin belki daha önemli nedeni, siyasal ve ekonomik elitlerin bizim için hazırladıkları kötü sürprizleri öğrenmenin en iyi kaynaklarından biri, başka bir deyişle, iktidarın aklına en yakın gazete olmasıydı.

15 “Uygunsuz gerçek” terimi, eski ABD başkan yardımcılarından Al Gore’un küresel ısınma için kullandığı bir terim. Terimle aynı adı taşıyan belgesel filmden sonra (An Inconvenient Truth, 2006, Davis Guggenheim), insanların hoşuna gitmeyecek, idrak etmesi güç, çekici olmayan olgular için sıkça kullanılmaya başlanmıştır.

16 Gazeteciyi sınırlandıran yapısal koşulları şu yazıda açıklamaya çalışmıştım: Gülseren Adaklı. 2010. Gazetecilik etiğini belirleyen yapısal unsurlar: Mülkiyet ve kontrol sorunu. Televizyon Haberciliğinde Etik. Ankara: Fersa Yayıncılık, 61-96.

17 Dava gazeteciliği, gazetecinin, belli sosyal grupların sorunlarını duyurmak üzere aktif şekilde yorumlayıcı ve katılımcı olduğu, tarafını açıkça beyan eden, özgül bir yeri olan bir gazetecilik türüdür. Bu konuda şu kaynaklara bakabilirsiniz: Özay, Seçil (2015). Ölümünün 100. yılında bir dava gazetecisi: Gaspıralı İsmail. İnsan ve İnsan. 51-60; Waisbord, Silvio (2009). Advocacy journalism in a global context. Karin Wahl-Jorgensen ve Thomas Hanitzsch. Der. The handbook of journalism studies. Routledge. 371-385.

18 İstisnalar yok değil. Mesela Zeki Saral’ın Biz bir aileyiz adlı kitabı, bildiğim kadarıyla haber merkezlerinin işleyişine “içeriden” yapılan ilk keskin eleştirilerden biridir. 

19 İki genç muhabirin sahada ve haber merkezinde karşılaştıkları türlü çeşit sorunu aktardıkları, aydınlatıcı bir podcast: Teyit.org. 2020. Haber merkezlerinde teyit mekanizmaları neden çalışmıyor?. Podcast. https://open.spotify.com/episode/3rqxytYrerlbnETPy80xTx (erişim: 17 Aralık 2020)

20 Batıda gazeteciliğin tarihine yakından baktığınızda hangi olayların ya da gelişmelerin haber kurumlarını bu detaycılığa taşıdığını anlamak mümkündür. Nitekim araştırmacı gazeteci Nick Davies, “düz dünya haberleri” başlığını taşıyan kitabında 1980-2008 yılları arasında tanık olduğu, meslektaşlarının etik-dışı ve açıkça suç teşkil eden davranış kalıplarını sivri bir dille ifşa eder. Nick Davies. 2008. Flat Earth News: An Award-winning Reporter Exposes Falsehood, Distortion and Propaganda in the Global Media. Chatto & Windus.

21 Reuters Gazetecilik Elkitabı https://handbook.reuters.com/index.php?title=Standards_and_Values (erişim: 13 Aralık 2020)

22 https://handbook.reuters.com/?title=Dealing_with_complaints (erişim tarihi: 20 Aralık 2020)

Gülseren Adaklı

1966 Yılında İskenderun’da doğdu. 1988 yılında Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1988-1992 yılları arasında TRT’de program-haber kadrosunda çalıştı. 1993’te ATV Ankara Haber Bürosunun kuruluşu sırasında muhabir olarak görev aldı. 1994 Yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo, Televizyon ve Sinema Ana Bilim Dalında Yüksek Lisans Programına kabul edildi, 1995’te İletişim Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı. 2003’te Türk Medya Sektöründe Mülkiyet ve Kontrol İlişkileri (1980-2003) başlıklı doktora tezini savundu. 2011 Yılında aynı bölümde Doçent olarak çalışmaya başladı. İletişim kuramları, iletişimin ekonomi politiği, iletişim ve medya tarihi gibi konularda dersler verdi. 1 Eylül 2016 tarihli 672 Sayılı KHK ile ihraç edildi. Bir süre sonra, açtığı davayı kazanarak emekli oldu. Uzmanlık alanına giren konularda bağımsız araştırmacı olarak çalışmaya devam ediyor.

Yazının alındığı kaynak: https://etikgazetecilik.org/blog/alternatif-muhalif-gazeteciligin-sorunlari-uzerine/

bir yorum yap

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s